ِ
(مَنْ ثَبَتَ نَبَتَ)ِ
Sebat eden filizlenir.
(الْمُؤْمِنُ يَثْبُتُ عَلَى الْحَقِّ مَهْمَا كَانَتِ التَّحَدِّيَاتُ)ِ
Mümin, zorluklar ne olursa olsun hak üzere sabit kalır.
(الصَّادِقُونَ يَثْبُتُونَ عَلَى وُعُودِهِمْ دَائِماً)ِ
Doğru sözlüler, vaatleri üzerinde daima sabit kalırlar (sözlerinde dururlar).
(يَثْبُتُ رُؤْيَةُ الْهِلَالِ بِالْعَيْنِ الْمُجَرَّدَةِ أَوْ بِالْمِرْصَدِ)ِ
Hilalin görülmesi çıplak gözle veya rasathane ile sabit olur (kesinleşir).
(ثَبَتْنَا أَمَامَ الصِّعَابِ حَتَّى حَقَّقْنَا النَّجَاحَ)ِ
Başarıyı elde edene kadar zorluklar karşısında direndik (sabit kaldık).
(هَذَا اللَّوْنُ يَثْبُتُ عَلَى الْقُمَاشِ وَلَا يَتَغَيَّرُ بِالْغَسْلِ)ِ
Bu renk kumaş üzerinde sabit kalır ve yıkamayla değişmez.
(ثَبَتَ الجِدَارُ أَمَامَ الرِّيَاحِ.)ِ
Duvar rüzgâra karşı sağlam durdu.
(لَا يَثْبُتُ عَلَى رَأْيٍ وَاحِدٍ.)ِ
Tek bir görüşte sabit kalmaz.
(ثَبَتَ الْجُنْدِيُّ فِي مَكَانِهِ رَغْمَ صُعُوبَةِ الْمَعْرَكَةِ)ِ
Asker, savaşın zorluğuna rağmen yerinde direndi.
ِ